19 Mayıs 2026 Salı
ÇOCUKLUK ANILARIMIN BAŞ KAHRAMANINA
Lisedeydim. Hayatımın kısa süreli harika bir dönemi olmuştu. Artık çocuk olmanın o hırpalayıcı halinden çıkmış, yetişkin yerine konmaya başlamıştım. Annemle ne yalan söyleyeyim çocukluğumdan daha iyi anlaşıyorduk artık. Ablam da o yıl üniversite okumaya başka şehre gittği için, annemin yeni sabah kahvesi ve 5 çayı arkadaşı bendim. Bu ev içi kariyerimde epey bir yükseliş demekti. Böylece annem, yengem ve benim şahane akşamüzeri buluşmalarımız başlamış oldu.
Bazen çay saatine yetişmek için son derste okuldan kaçıyordum ve annem kocaman bir neşeyle beni kapıda karşılıyordu. İnanılır gibi değil ama : " Oh oh çok iyi ettin! Kek sıcak, soğumadan yetiştin! Yengen çaya bekliyor" diyordu. Okuldan kaçıp çaya geldiğim için tebrik ediliyordum. Okuldan kaçtığımızda diğer arkadaşlarım genellikle anneleri kızar diye çarşıda oyalanıp, okul çıkış saatinde evlerine gitmeyi tercih ediyordu. Bu durumda benim eve gitmek için okuldan kaçıyor olmamı onlara anlatabilmem zordu.
Annemle kekimizi alıp, yürüme mesafesinde olan amcamların evine gidiyorduk. Yolda yengemin bana ayırdığı soba yanı ve pencere önü sıcacık yerimi hayal ediyordum. Caddeden yürürsek yol uzar, hop diye ara sokaktaki kestirme dar geçitten geçiyorduk ve işte apartmanın önündeydik. Aşağıdan zile basınca, yengem kapıyı açıyordu. Biz yukarı çıkana kadar da kapıya misafir terliklerini diziyordu. Son zamanlarda çocukluktan genç kızlığa terfi ettiğimden, benim için topuklu bir terlik hazırlıyordu. Asla yürüyemiyordum ama o kahverengi, şık terliklerin bana verilmesi içten içe beni çok mutlu ediyordu. Yengem, kapıda annemin yanında beni de görünce seviniyor ve : "Cikcik yine mi okuldan kaçtın, allah iyiliğini versin?" deyip gülüyordu.
Gerisini ve her ziyaretimizin ayrıntılarını belki hatırlamak güç. Ama o koşulsuz sevgi ve güven duygusunu, sanki denize sırt üstü kendini bırakmak gibi hissettiğim o salt huzuru unutmam imkansız. Bugün bile tazecik duruyor içimde. Sanki hala o pencere kenarında, annemlerin bir süre sonra dinlemeyi bırakıp kendimi müziğine teslim ettiğim sohbet mırıltısı eşliğinde, bambaşka şeyler düşünerek, bir zamanlar aralarında benim de olduğum ve geçerken penceredeki yengeme el salladığım, dağılan ilkokulun çocuklarını izliyorum.
(Yengemi 17 Mayıs 2026'da kaybettik. Söylemesi çok güç, yaşaması daha da...Çocuk halim yerde evcilik oynadığımız köşede, gençliğim o pencere kenarında ne yapacağını bilmiyor. Sadece çok güzel bir yerde ve çok iyi olduğunu hayal ediyorum.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)